17 Ekim 2011 14:44
Röportaj: Serdar Akbıyık
Geriye Kalan, Altın Portakal’dan En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleriyle döndü. Geriye Kalan’ın yönetmeni Çiğdem Vitrinel ve oyuncuları Devin Özgür Çınar, Şebnem Hassanisoughi ile konuştuk.
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ana teması “kadın”dı. Böyle olunca Ulusal Yarışma filmlerinin tek kadın yönetmeni olan Çidem Vitrinel’e gözler döndü. Üstelik filmi Geriye Kalan’ın anlattığı hikaye üçlü bir ilişkiye odaklanırken günümüzde kadın olmanın şifrelerinin peşindenden gitmesi de festivalin ana temasına tam oturdu. Vitrinel’in filminde iki kadın başrol oyuncusu Devin Özgür Çınar ve Şebnem Hassanisoughi biri eş diğeri sevgili iki rakibi canlandırdılar. İki oyuncu da muhteşem bir performans gösterdi. Biz de yönetmen Çiğdem Vitrinel ve iki kadın oyuncumuzla röportajımızı yaptık. İşte kadın erkek arasındaki haksız eşitsizliğin hikayesi...
Normalde insan ilişkileri kadın veya erkek olarak bir bütündür. Sizin filminiz de ise erkekler karikatürize. Bu parçalanmışlık içinde kadın ilişkilerini daha doğru bir şekilde ortaya çıkardığınızı düşünüyor musunuz?
Çiğdem Vitrinel: Evet anlatmaya çalıştığım şey açısından doğru şekilde çizdiğimi düşünüyorum. Yani orada anlatılmak istenen aslında Sevda’nın evli bir kadın olarak başka bir kadın devreye girdikten sonra yaşadığı korkunun temel kaynağına inmekti. Orada evliliğin sadece duygusal bir ilişki olmadığını kadınlar için bir çeşit güvenlik alanı olduğunu vurgulamak amacıyla böyle bir ilişki seçildi. Bunu anlatmak istediğim için böyle bir hikaye yazdım. Sevda filmin sonunda korkunç bir şey yapıyor ama o korku onun temelleri midir? Kadınlar nerelerde kendilerini çok çaresiz hissediyorlar, nasıl bu sistemin hem kurbanı hem zalimi haline gelebiliyorlar onu anlatmak istediğim için böyle bir şey seçtim.
Yeşilçam’dan bu güne kadın filmleri üzerine bir araştırma yaptınız mı?
Çiğdem Vitrinel: Kadın filmleri diye özel bir şey olduğunu çok fazla düşünmüyorum. Sinemada kadın tiplemeleri çok fazladır. Hikaye orada aslında. O azınlığın, mazlumluğun, mağduriyetin hikayesi zaten sanata çok uygun bir malzeme olduğu için genellikle erkekler de oraya yöneliyorlar. Atıf Yılmaz’ın birkaç filmi gerçekten iyidir. Mesela “Ah Belinda” filmini çok etkileyici bulurum. Çeksem böyle bir film çekerdim. Bütün o kodlamalarıyla birlikte çok doğru bir filmdir. Atıf Yılmaz’ın oradaki kadına bakışını, sonunda bağladığı yeri, finalini çok beğenirim. Böyle birkaç örnek daha var. Ben filmimi daha risk alarak yaptığımı düşünüyorum. Ben bir kadınım ve aslında kadın olma halinin pürü pak, temiz, masum, saf ve sadece bir mağduriyet üzerinden anlatılabilecek hikayeler olduğunu düşünmüyorum. Öyle de anlatmıyorum ve film de öyle bir film değil zaten. Kadınların kutsallaştırılması, çok yüceleştirilmesinden yana da değilim. Aynı zamanda şeytani bir yan, Ademi yoldan çıkartan bir figür de vardır. İnsanlar, hepimiz birbirinden farklıyız ve farklı hikayelerimiz var. İlişkilerimizi farklı yaşıyoruz ama sistemin getirdiği bir yerde ortaklaşıyoruz. Biyolojiden gelen ortak zeminimiz, ortak korkularımız var. Orada yalnız bırakılıyoruz o anlamda sistem kadınlara çok yükleniyor. Kadınlara ve erkeklere bakıldığı zaman eşitlik ve demokrasi kavramında da bir sorun olduğunu düşünüyorum. Eşit değiliz, farklı haklara ihtiyacımız var. O hakları almamız gerekiyor.
Filmde bazı roller vardır o roller için hazırlanırsınız. Rolünüze bağlı incelemeler yaparsınız. Bazı roller vardır oyuncu kendi içine bakmak zorunda kalır. Sizin rolleriniz de biraz böyle. Nasıl hazırlandınız ?
Devin Özgür Çınar: En faydalı şey Çiğdem ile sürekli konuşmak ve prova yapmak oldu. Çünkü bir noktada aslında senin de kendi içinde olmayan, o güne kadar dillendirmediğin ya da tanımlamadığın şeyler de o konuşmalar sırasında ortaya çıkıyor. Sonrasında da sizin de dediğiniz gibi referans alabileceğin bir tek kendin varsın. Kendi için, içindeki karanlık, onay bekleyen bir çok tarafın var ve onların üstünden oynamaya çalıştık.
Çiğdem Vitrinel: Aslında ön çalışmalarda ikisi de rolleri hemen kabul edip doğru demediler. Özellikle Derin, Zuhal karakterini çok kurcaladı, eleştirdi. Onunla çalışırken, senaryonun bazı yerlerini değiştirdik çünkü doğru bulduğum eleştiriler de oldu. Bütün o zayıflıklarıyla, güçsüzlükleriyle, mağduriyetleriyle ama aynı zamanda o sistem içinde tutunmaya çalışmalarıyla risk alan bir senaryo oldu. Onlar, erkeklerle birlikte o sistemin içinde tutunmaya, iktidara yanaşmaya çalıştıklarında zalimleşiyor, çirkinleşiyorlar. Aslında senaryo bunu da gösterdiği için insanı tereddütte bırakıyor diye tahmin ediyorum. Filmi sadece bir mağduriyet üzerinden anlatmak istemiyordum. Kadınların da ihtiyacı olan şeyin bu olduğunu düşünmüyorum. Bütün o korkularımızla iktidarla ilişkilenirken kurduğumuz hallerle tanımlanması gerektiğini düşünüyorum.
Filmdeki karakteriniz kendi fiziksel ve yaşamsal özgürlüğünü yaşıyor. Aslında yanlış olan hiçbir şeyi yok. Fakat izleyici tarafından kötü kadın olarak algılandı. Bununla ilgili yorumlarınız nelerdir?
Devin Özgür Çınar: Ben açıkçası izleyicinin bu algısını anlayamadım. Benim için Zuhal hiçbir şekilde olumsuzluk taşıyan karakter değil.
Çiğdem Vitrinel: Hiç kimse ideal ya da kahraman değil. Zuhal de zaafları olan bir karakterdi. Zuhal’in baştan çıkaran tavrı yüzünden öyle eleştirildi sanırım. Zuhal eğer o adamdan hoşlanıyorsa doğal olarak flört edebilir.
Sizin rolünüzde de aynı şey geçerli. İyi karakter olarak sunuldu. Belki de içinde en büyük çatışmayı yaşayan karakter sizinki ve sonuçta yanlış yola sapan da sizinki. Bu noktada yorumunuz nedir?
Şebnem Hassanisoughi: Çok şaşırdım bu duruma. Çiğdem ile baştan beri konuştuğumuzda söylediğim ve karşı çıktığım yer Sevda’yı kötü görüyorsun diyordum ben ona. Aslında senaryoya baktığında Sevda’ya Zuhal’dan daha kötü demek kolay. Çıkan sonuçta da bence karakterler iyi ya da kötü değil. Nasıl izlediğinizle alakalı.
Çiğdem Vitrinel: Orası kadınlarla ilgili klişeden kaynaklı. Zuhal’e laf ediliyor çünkü adamdan hoşlanıyor, sonra bırakıyor. Adamın peşinde koşmaya devam etse, oraya tutunmaya çalışsa Zuhal kötülenmeyecek. O anlamda rahatsız edici bir karakter. Zuhal’i itici bulmamızın sebebi kendi özgürlük alanını yaratabilmiş olması.
Sizin ilk sinema filminiz. Role hazırlanırken nereye tutundunuz, nasıl hazırlandınız?
Şebnem Hassanisoughi: Ben hayatta ne kendin olmanın ne de karakter diye bir şeyin var olduğunu düşünüyorum. Oynanılacak karaktere parazit yapan birtakım şeylerin olduğuna inanıyorum çünkü ikinci bir kişi giriyor işin içine. O yüzden tek baktığım şey roldü, metinde gördüğüm şeydi ve peşinde koştuğum şey onun istedikleriydi. Ben onun istediklerini istedim ve bedeni de, sesi de başka bir insan oluverdi
Kadın odaklı filmler, aynı zamanda şehir odaklı filmler de azdır Türk sinemasında. Şehirli insanın hikayesi azdır. Sonuçta kadın şehirde kendini kanıtlar. Şehirli insan ve kadın hikayelerinin Türk sinemasında az olması ilişkilendirilebilir mi?
Çiğdem Vitrinel: Kadın zaten genel olarak modernleşmenin, medeniyetin sembollerinden kabul edilir. Kadın özgürlüğü arttıkça medeniyetin ilerlediğine dair bir işaret görürüz. Tabi ki şehir ve kadın birebir bağlantılı.
1980’lerde belirli bir cesaretle üretilen filmler var. 90’larda azalarak devam ediyor. 2000’lerde çöküş var. Bu, filmlerde cinselliğin kullanılışı, kadının duruşu anlamında bir gerileme var. Bunun oyunculuklarla ve cesaretle ilgili olduğunu, bunları taşıyan insanların az olduğunu düşünüyorum. Bu zayıflamanın sebebi nedir sizce?
Devin Özgür Çınar: Asıl olan şey senaryodur. Bana göre iyi senaryo, ortada anlatılacak bir hikaye, anlatmak isteyen birileri yoksa o zaman ortaya çok iyi şeyler çıkmaz. Nitelikle ilgili bir problem var. İyi filmlerde oluyor. Bana bazen sinemamız ergenlik çağını yaşıyormuş gibi geliyor. Bir hikayeyi gerçekten anlatmadan duramayacak insanlara ihtiyaç var. 80’leri çok iyi bilmiyorum ama orada mesela darbeden yeni çıkılmış olması öyle baskının arkasından parlak şeyler çıkarıyor. Şimdi bu kayıtsızlık hali insanı rahatsız ediyor. İnsanı yerinden kaldıracak olaylarda olmuyor. Asıl olan şey önce projedir, senaryodur sonra oyunculuktur.
Sizin de bu noktada yorumlarınızı almak istiyorum. Filmdeki performansınız hem cesaretli hem iyi bir başlangıç. Bundan sonra bir kariyeriniz var ve bu noktada yürüyeceksiniz. Derin Hanım’ın dediği gibi Türkiye’de gerçek dertlerin anlatıldığı senaryo sıkıntısı var. Kadın bazında baktığımız zaman daha fazla mücadele edilmesi gereken bir yol olduğu gözüküyor. Bununla ilgili bir kariyer planlamanız var mı?
Şebnem Hassanisoughi: Herhangi bir kariyer planlamam yok ama zaten hayata oyuncu olarak değil insan olarak baktığın yerden yapabileceklerin ve yapmak isteyeceklerin çok net gözüküyor. Dolayısıyla benim bu rolü oynamak isteme sebebim, evet rolün çok çekici olması ve çalışılacak çok şeyin olması. O zaten çok heveslendiren bir şey ama onun öncesinde Çiğdem‘in dert edindiği şeyin benim de meselem olması geliyor. Yani senaryoyu nasıl buldun diye ilk sorduğu zaman ellerine sağlık dedim. Ben izlediğim şeylerde pek mutlu olamıyorum ve bu aslında bakış açılarının beni mutsuz etmesinden kaynaklanıyor. Çünkü hayatta mutlu olamıyorum ve bu hayatın savunduğu bakış açısı neyse filmlerde de onu görüyor olmak beni üzüyor. O yüzden bunu kurcalamaya cesaret edebilen iki senarist olduğu için şanslıyım. Umarım, oyuncu olarak heveslerim beni kendi bakış açımdan saptıracak yerlere götürmez, götüremez gibi görüyorum. Bu yüzden sanıyorum ki arkasında durabileceğim şeyler yapacağım.
Bugün gazetede okudum dayak yiyen kadınlara artık bedava estetik ameliyat hakkı verilecekmiş bu toplumun gazını almak ya da problemlerin üstünü örtmek anlamına gelmiyor mu sizce?
Çiğdem Vitrinel: Kesinlikle bu böyle çözülecek bir mesele değil.
Devin Özgür Çınar: O zaman ağzından burnundan rahatsız bir kadın kocasına bana yumruk at nasılsa bedava ameliyat oluyorum deyip kendisine estetik ameliyat yaptırabilir ben buradan bunu anlıyorum. Dayağın bu kadar kabul edilmiş olması çok korkunç bir şey.
Şebnem Hassanisoughi: Saçmalık demek istiyorum.