27 Aralık 2011 12:14
Röportaj: Serdar Akbıyık
Türkiye sinemasında ilk defa 90’lı yıllar gençliğini anlatan Aşk ve Devrim’in yönetmen koltuğunda, Sonbahar filminin başarılı yapımcısı F. Serkan Acar oturuyor. Filmin başrollerinde Adana Altın Koza Film Festivali’nde Umut Veren En İyi Genç Erkek ve Genç Kadın Oyuncu ödüllerini filmde canlandırdıkları Kemal ve Leyla karakterleriyle kazanan Gün Koper ve Deniz Denker bulunuyor. Adana’da Jüri Özel Ödülü ve En İyi Sanat Yönetimi dallarında dört ödül alan filmin yönetmeni F. Serkan Acar’la, Aşk ve Devrim’i konuştuk
Proje nasıl oluştu?
Yapmak istediğim bir üçleme aslında. Türkiye solunun son 30 yılına yakın plan kamerayı tuttuğum bir süreci anlatmak derdim. 80 sonrasından itibaren günümüze kadar üç film olacak. İkinci filmden başlamayı düşünüyordum önce. Uzun Yürüyüş ismiyle bir gerilla kızın hikayesini anlatacaktım. Türkiye solundan 90’ların ortasında gerillaya katılmış bir kızın gerilladan ayrılıp sivil yaşama katılması ve yaşadıkları. Kürt sorunu aslında bir Türk sorunudur. Ana fikri bu olan bir senaryo. Fakat Aşk ve Devrim öne geçti. Aslında kronolojik olarak Aşk ve Devrim’i yapmak daha doğruydu. Fakat senaryo yoktu sadece kafamda uçuşan bazı hikayeler vardı. Bu arada Serkan (Turhan) bu öyküyü getirdi biraz üstüne çalıştık ve Aşk ve Devrim’i çıkardık. Senaryoyu çalıştık, yaklaşık 6 ay sürdü ve 2011 Mart’ında çekimlere başladık. Aslında yapmak istediğimiz Türkiye sol hareketinden insan hikâyelerini anlatmak. Ama bunu yaparken de karakterleri idealize ya da karikatürize etmeden kendi nesnel gerçeklikleri içinde anlatmak. 78’li, 68’li ve 88’li diyebileceğimiz üç kuşağın devrimci mücadele içinde yaşadıkları acılar, hayal kırıklıkları, ihanetleri, yani insana dair ne varsa. Hikayenin odağında 20’li yaşların başında üniversiteli, illegal bir devrimci örgütün militanı olan Kemal var; Kemal’in aşk ve devrimle tutku düzeyinde kurmuş olduğu ilişkisi. Fakat biliyorsunuz her tutku içinde bir çelişki barındırır ve tutkulu insanlar hata yapmaya daha yatkındırlar. Aşk ve devrimde yapılacak en büyük hata ise ihanet.
“Solcular bugünün en büyük kapitalistleridir” diye bir söylem vardır. İhaneti böyle de mi algılamak lazım?
Böyle algılamamak lazım tabiî ki. İhanet bireysel bir edimdir. Filmde yaşanan ihanetler de kimine göre ihanettir kimine göre değildir. Bu da ihaneti tartışmaya açan bir konudur. Ben yönetmen olarak ikisini de ihanet olarak görmüyorum. İranlı filozof Hafız’ın bir sözü vardır “Sen nasıl bakıyorsan dünya öyledir”. Bunu kimisi ihanet olarak görürken, kimisi de adamın yaptığının doğru olduğunu söyleyebilir. Filmde dikkat etmeye çalıştığım en önemli husus bütün karakterlere mesafeli olmak, hiçbir karakteri idealize etmemekti. Üç kuşağın arasındaki hem örgütsel hem de kültürel ilişkiyi anlatıyorum. Örgüt lideri de olsan genç bir militan da olsan insanları belirleyen içinde bulundukları maddi koşulların kişiliklerinde yarattığı patolojidir. Ben sol-sosyalist mücadele içinde kişiliği oluşmuş insanların genel olarak melankolik bir ruh halinde olduklarını düşünüyorum ve filmde hem estetik hem de anlatım olarak bu ruh halini yansıtmaya özen gösterdim.
Sanki hiçbir yere ait olmamaktan kaynaklanan bir sorun var. 68-78 kuşağına ait olmamak ve 80 sonrasında da ait olacak bir şey bulamamak...
Filmde bahsettiğimiz dönem 80 sonralarında geçiyor. 20’li yaşların başında kişiler bunlar. 80 aslında sadece darbe değildi, neo-liberal dalganın tüm dünyayı etkisi altına aldığı ve en sonunda bir ütopyanın kapitalist dünya tarafından liberalizme ikame edildiği bir zamandı. İnsanların burada bir kimlik karmaşası yaşaması çok normal. Ne kadar inançlı bir komünist de olsanız bundan kaçamazsınız çünkü izole bir toplumda yaşamıyorsunuz. Ama film genel ve basit olarak aşk ve devrimin Türkiye nesnelliğindeki imkânsızlığını konu ediyor.
Cast size mi ait?
Cast tamamen tanınmamış isimlerden oluşuyor. Bilindik isimler olarak Ayberk Pekcan ve küçük bir rolde Derya Durmaz var. Onun dışındakiler ilk kez kamera karşısına çıkmış isimler. İnandırıcılığa çok önem veren bir insanım. Seyircinin devrimci olarak karşısına çıkan oyuncuya inanması gerekir. Yoksa film bir anda çökerdi.
Filmin başka festivale katılma durumu var mı?
Evet var. 2012 yılında festival süreci olacak. Ben tersinden bir yol izlemeyi düşündüm. Türkiye’de önce vizyon sonra dünya festivallerine katılmak. Festival gösterimlerini önemsiyorum çünkü filmi orada izleyenlerle oturup konuşuyorsunuz. Devletin, sıradan yurttaşın terörist, anarşist olarak algıladığı insanların yaşamlarına odaklanan bir film Aşk ve Devrim.