2 Şubat 2012 12:37
Röportaj: Serdar Akbıyık
Sümela’nın Şifresi: Temel’in başrol oyuncusu Alper Kul “Normal bir insanı Karadeniz’de yalnız bıraksak yaşayabilir mi? İşte onun için Karadenizliler bir başka düşünür hayatı” diyerek Temel efsanesini tartışmaya açtı. Bir milyon beş yüz bin izleyiciye ulaşan Sümela’nın Şifresi: Temel’in sırrını filmin başrol oyuncusu Alper Kul’a sorduk...
Projeyi kabul etme sebebiniz nedir?
Bu her oyuncunun oynamak isteyeceği, zorlayıcı unsurları olan, herkesin bildiği ama ete, kemiğe bürünmemiş bir halk kahramanı. Onun sizinle birlikte vücut buluyor olması çok etkileyici bir durum, kabul etmemin ilk sebebi oydu. İkincisi Trabzonluyum. O yüzden maneviyatı çok yüksek. Anneme ve babama kendi topraklarının kahramanını oynuyor olmak benim için çok önemli.
Temeli canlandırırken hangi ipuçları üzerinden yürüdünüz?
Temel’in karakterini ve mizah anlayışını biliyoruz ama suretini görmemiştik. Benim burnum zaten genetik olarak büyük. Temel’i burunda aramamak lazım gerektiğini aynaya bakınca fark ettim. Sonuçta Temel nedir diye birkaç aylık bir araştırma içerisine girmedik. Ben ömrüm boyunca Karadenizli düşünce yapısının nasıl olduğunu sorguladım. Geldiğim nokta, çok sarp bir doğası olduğu için ve iklim sürekli değiştiği için, orada hayatta kalmak çok zor. Hayatta kalabilmek için de normal bir zeka haricinde pratik bir zekaya ihtiyaç var. Temel dediğimiz kahraman da tüm Karadeniz insanlarının yaptığı marjinalliklerin tek bir bünyede toplanmış hali. “Neden olmasın ki” gibi bir cümlesi var. Tam sanatçı kafası bu.
Böyle bir rolde böyle bir hikayede yönetmenin de içselleştirmesi çok önemli. Sonuçta sinema yönetmen sanatıdır. O konuda birbirinizle iletişiminiz nasıldı?
Bizim ekibin çoğu Karadenizli. Bir kaç tane normal insan var onlar da Arnavut. Bu kadar Karadenizlinin bir araya gelip bu filmi çekip, montajlayıp, vizyona sokacak olmamız büyük bir mucizedir. Ben hala şaşkınım. Bizim filmden daha renkli şeyler de var. Tarık Ünlüoğlu’nun bana silah çektiği, iki el ateş ettiği bir sahne var. Biz o silah sahnesini Trabzon’da çekemedik iki gün sonra Gümüşhane’de çektik. Çünkü halk bize çıkardığı seslerle karşılık veriyordu. Ciddi çatışma havası yaratılıyordu. Sahnenin çekilmesi için ezanı bekliyorduk çünkü ezanda büyük hürmet oluyor . Cidden 5 vakit ezandan dolayı 5 şansımız vardı çekebilmek için. Başka hiç kimseye eyvallahı olmayan bir toplum.
Yeşilçam’daki komedi daha dramatik bir komedidir. 80 sonrasından itibaren de absürt komedi başladı ve bu ikisi birbirine rakip oldu. Filminiz bu açıdan baktığınızda Yeşilçam tarzı bir komedi mi yoksa absürt komedi mi?
Bu sanatsal bir film değil. Gişe filmi olarak tanımlanan filmlerden. Bu bağlamda, yaşadığınız toprakları ve mizah anlayışını göz ardı edemiyorsunuz. O yüzden dramatik öğelerin olması gerekiyor. Bizim absürt anlayışımız, absürt mizah üzerine kurulu değil.