28 Kasım 2011 13:50
Röportaj: Serdar Akbıyık
Onu ilk önce Reha Erdem’in filmi Kosmos’da attığı çığlıklarla ve çizgi dışı güzelliğiyle filme anlam katan performansıyla tanıdık. Onur Ünlü'nün filmi Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikayesi’nde de karşımıza çıkınca “Tamam” dedik “İşte sinemanın ayrıksı bir değeri.” Türkü Turan’ı bu iki film dışında korku filmi Musallat 2’de ve Toprağın Çocukları filminde de seyredeceğiz. Düz siyah saçları, çekik gözleri ve oynadığı role kendini adamasıyla gelecekte daha çok karşımıza çıkacağına inandığımız Turan’la konuştuk.
Projeyi kabul etme sebebiniz nedir?
Tabii ki Onur Ünlü. Onur Ünlü adını duyunca zaten senaryoyu daha okumadan kabul etmeye karar vermiştim. Yanılmamışım; senaryo da çok güzeldi.
Senaryoda size farklı gelen neydi?
Zaten Onur Ünlü’nün bütün senaryo ve filmlerinin ortak özelliği bizim gördüğümüz konulara görmediğimiz açıdan bakıyor olması. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesinde de aile kavramına hiç bakmadığımız taraftan bakmış. Biz aileyi hep güzel, birbirine sıkı sıkı sarılan, destek olan olumlu bir düşünce olarak kabul ediyoruz, Celal Tan ve ailesinde durum biraz daha farklı. Senaryo “Ailemize sıkı sıkı sarılırken haksızlıkları da savunuyor muyuz” diye düşündürtüyor.
Rolünüzü biraz tanıtabilir misiniz?
Aslında ilginç bir karakteri canlandırıyorum. Bir öğrenciyim ve Selçuk Yöntem’in canlandırdığı Celal Tan karakteri benim okuduğum okulda bir anayasa profesörü. Başıma gelen bazı talihsiz olaylardan dolayı intihara kalkışıyorum ve o beni kurtarıyor. Celal Tan ile birbirimize âşık olup evleniyoruz. Filmin başından itibaren de ilişkimizin ve ailemizin başına talihsiz şeyler geliyor.
Reha Erdem, Onur Ünlü çok önemli yönetmenler. Onların yönettiği filmlerde rol almanızı neye bağlıyorsunuz?
Gerçekten bilmiyorum ama Reha Erdem’in çok aradığı bir tip vardı, o tipe fiziksel olarak çok yakınmışım o yüzden beni seçti. Fakat Reha Erdem beni seçtikten sonra diğer insanlar da “Reha Erdem bu kızı seçtiyse bu kızda muhtemelen bir şey var” diye düşünüp beni tercih etmiş olabilirler. Sette çok pozitifimdir, çok çalışkanımdır ve piyasa küçük olduğu için bu çok hızlı duyulan bir durum. O yüzden sette sağlam duran, dikkatli, disiplinli oyuncular daha çok tercih edilir. Sanırım bu yüzden de tercih ediyorlar.
Yönetmen olmak gibi bir isteğiniz var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Aslında sosyoloji okuduğunuz zaman dünyadaki bütün sanatlara ucundan değiniyorsunuz. Sosyolojiyle sinemayı harmanlayan çok fazla tez, ödev yaptım. O yüzden zaten bu kulvarda koşmak istiyordum. Oyuncu olmayı o zaman beklemiyordum.
Yeni oyuncular için televizyon dizileriyle mesleğe başlamak bazen oyunculuk anlamında bir olumsuzluk yaratabiliyor. Bunu nasıl geçmeyi planlıyorsunuz?
Bu aslında biraz Faruk Teber sayesinde oldu. Faruk Teber alışılmış dizi yönetmenlerinin çok dışında bir adam ve beni kameranın karşısına ilk oturttuğunda hiçbir şey bilmiyordum. Çünkü her şey koşuşturma içinde çekildiği için dizilerde çok vakit olmuyor. Alt metin çalışması yapmak, uzun uzun rol üzerine çalışmak, sahne üzerinde konuşmak pek mümkün olmuyor ama Faruk Teber dört sahneyi bir gün içine yayarak bunların hepsini yaptı. Bana alt metnin ne olduğunu, çalışmanın, disiplinin nasıl bir şey olduğunu, karakterin nasıl çıkacağını uzun uzun anlattı ve çalıştık. Teber çok iyi bir yönetmen, diziyi sinema filmi gibi çektiği için sinema filmi oyuncusu gibi tecrübe edindim. Öyle bir şansım oldu.
Oyunculuk eğitiminiz var mı?
Var ama şöyle, lisedeyken 2 sene bir atölyede çalışmaları izledim. 2-3 sene önce Vahide Gördüm’ün 35,5 oyunculuk atölyesinde birinci sınıfı bitirdim.
Alaylı oyuncuların, mekteplilere göre avantajları oluyor mu?
Tabii ki. Çünkü sete hiçbir şey bilmeden çırılçıplak gidiyorsunuz ve her şeye aç oluyorsunuz. Çok iyi oyunculuk bilip de sete giden insanlar mesela kamerayla, ışığın nereden geldiğiyle, yönetmenin nasıl baktığıyla çok ilgilenmiyorlar. Daha çok oyunculuğa bakıyorlar. Tabii insan yeni olunca ister istemez her şeye dikkat etmek zorunda kalıyor. Profesyonellerle çalışınca da daha yararlı şeyler öğrenebiliyorsunuz. Hiçbir şey bilmiyorum, bir egom yok. Her şeye aç bir öğrenci şeklinde gittiğim için bir şeyler almam daha kolay oluyor.
Sizin dört filminiz var. Bunun üç tanesi 2011 yılında. Bu patlama nasıl oldu? Bir kariyer planlaması mıydı?
Hayır diyemeyeceğim şeyler üst üste geldi. Toprağın Çocukları filmi bir yıl önceden belliydi zaten. Ali Adnan Özgür’le arkadaş olduk. Filmin senaryosu hazırlanırken de beraber çalıştık. Ben o dönem Çakıl Taşları’nda oynuyordum. Çakıl Taşları erken bitti. Birkaç dizide konuk oyunculuk yaptım ama filmlere hazırlanacak çok vaktim oldu. Ondan sonra Celal Tan geldi. Baktım tarihler uyuyor. Fakat sonra ‘Musallat 2’ geldi. Bir de Toprağın Çocukları ve Musallat’ta başrol oyuncusuyum. 30 gün boyunca aralıksız çalıştım, dolayısıyla ne yapacağımı bilemedim. Bu yoğunluğu kaldırabilir miyim diye düşündüm fakat çok güzel program ayarladılar ve üçbuçuk ayda üçünü de tertemiz bir biçimde bitirmiş oldum.